Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu siyonistlerin “Elin yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış” ne demek anlaması gerekiyor.
Bir başka arzum ise NATO üyesi Türkiye’nin bu kirli savaş veya saldırıda siyonist çetenin yanında ve hizmetinde yer almamasıdır.
Burada makas ağzında olan ülke Türkiye , İran degildir.
1979 İran İslam devriminden bu yana ABD önderliğinde İran’a yönelik tüm açık ve sinsi siyonist planları İran halkı ve rejimi virüslere karşı bünyeyi sağlam tutabilmiştir.
Oysa Türkiye kendi ve müttefiklerinin ortak oluşumu PKK nin idaresini elinden kaçırarak örgütü siyonizmin hizmetine göz göre göre sunmuştur..
Bu gün PKK nın geldiği nokta örgütün siyonizmin tetikcisi olduğudur.
Kendi yarattığı canavar ile baş edemeyen bir Türkiye’nin bölgeye alternatif bir model ülke olarak sunulması bir balondu ve bu balon söndü...
33 Gün savaşı ve İran’ın siyonist zorbalara karşı yürüttügü diplomatik mücadelenin mazlum bölge halkları üzerindeki yükselen etkisi iki lideri ön plana çıkarmştır: Hasan Nasrullah ve Ahmedinejad.
Ve Nasrullah ve Ahmedinejad sevgi-sempatisinin sünni Araplar arasında artmasını
Siyonistler çakma bir sünni lider yaratarak (RTE) çözmeye kalktı.
Siyonizm Tayyip E. balonunu (ya da fitilini) Lübnan’a kadar götürdü..
Fakat balon son Mısır gezisinde bizzat El Ezher alimlerince söndürüldü...
Bu sönen Erdoğan balonuna rağmen bu süreçden yine İsrail çok karlı çıkmıştır.
Suriye zemininde Araplar yine Türklere mesafe koymuşlardır.
Türk toplumunda anti-İsrail gazı Erdoğan-İsrail kayıkçı kavgalarıyla alınmıştır.
Fakat sünni Araplar başta Hamas olmak üzere bunları görerek Tayyib’in büyüsünden kurtulmuşlar ve yönlerini yine İslami İran’a döndürmüşlerdir.
Tayyib‘in nezdinde Türkiye ağır bir darbe almıştır...
Özellikle Suriye konusundaki ABD ci siyasetiyle..
Sayın başyazarımızın özetlediği gibi ABD özellikle 11 Eylül 2011 sonrası İslami İran’ı adeta abluka altına almıştır. İsrail-Aliyev Hanedanı işbirliği ise kuşatmanın son noktasıdır.
Bölgede ve giderek bölge ötesinde 1979 İran İslami devrimi mazlumların seslerinin yüksek çıkmasında önemli bir esin kaynağıdır.
33 gün savaşıyla bu daha da bir perçinlenmiştir.
Türkiye NATO üyesi ve ABD-İsrail gibi siyonist rejimleri kendisine dost edinen bir ülkedir.
1974 Kıbrıs Savaşına kadar kurulduğu günden beri savaş tecrübesi olmayan bir devletdir. Kaldı ki Kıbrıs savaşı da teknik açıdan başarısız bir savaştır.
Oysa İran gerek Irak nezdinde gerekse Lübnan-Suriye düzleminde düşük ve yüksek yoğunluklu savaşı 1979 dan beri sürdürebilmektedir.
İran 1979 daki konumundan çok ileri bir noktadadır.
Silahlı kuvvetleri (hava-kara ve denizde) siyonistlerin bilmediği üstün teknolojik silahlarla donatılmıştır.
En önemlisi savaştan kaçmayan bir ordusu ve askeri vardır.
Çok daha önemlisi “millidir”…
Kumandası kendinde olan füzeleri vardır...
Ve herşeyin üstünde Allah’a bağlı ve Ehlibeyt’in yolunda Kerbela ruhunu beşikten mezara yaşayan ve yaşatan bir milletdir ve başlarında Velayet-i Fakih vardır.
ABD’nin kaybetmediği savaş kalmamıştır.
Aslında daha henüz ciddi bir savaş da yapmamıştır.
ABD nin yaptığı işgaldir. Saddam dahil çoğu anlaşmalı işgaldir.
Bölgedeki en önemli stratejik nokta Kuzey Irak Kürt Federasyonudur.
PKK yı da bölgeye yön vermek adına İsrail‘le birlikte mümkün olduğunca elinde tutmak isteyecektir.
Nihayi amacı büyük İsrail’in kurulmasıdır ve bunu Kürtler aracılığıyla yapmayı planlamaktadır.. BOP’da (Büyük Ortadoğu Projesinde) detayları vardır…
1984 senesinden beri oynanan PKK tiyatrosunda üst düzey subaylar ve generaller ciddi tecrübeler kazanmıştır fakat Ergenekon ve Balyoz davalarıyla acaba kaç vatansever subayın suçsuz hapis yattığı net bilinmemektedir.
Bu konudaki bulanıklık ve bilgi kirliliği devam etmektedir.
Kanaatim o ki; ne ABD ne de israil İran’la savaşmak istemez.
Şayet olursa da ihtimaller hava harekatı şeklinde bir saldırıyı işaret etmektedir.
İran’ın da bölgedeki Nato üslerine ve İsrail‘e yönelik füze saldırıları olacaktır.
İşin bilinmeyen kısmı ise Ayetullah Hamaney’in takınacağı tavırdır.
O’nun kulağına Zamanın İmam’ının fısıldayacağında çok şeyin yattığıdır.
İran gerçek gücünü göstermeyeceğini düşünüyorum.
İran’in gercek savas gücünün yarattığı hayret ve şok tüm düşmanlarını birarada tutan tutkal vazifesi görecektir.
Oysa buna tam iman sahibi basiretli müminler hariç kimse hazır değildir.
Belki de iran’in ilahi misyonu da bu değildir..
ZUHUR’a kadar hazırlık yapmak ve savunmada kalmaktır..
Bekleyip göreceğiz..
Lakin..
- Malatya’ya Nato Radarları yerleştirilmeden..
- ABD ve dünyada kapitalist/liberal düzene yönelik başkaldırılar durmadan..
- Petrole alternatif ürünler yaygınlaşmadan..
- AB’ deki ekonomik kriz dinmeden..İran’a saldırmak hayaldir.
Özellikle kimsenin hesap edemediği Batıdaki sokak gösterileri ve artan gelir dağılımındaki adaletsizliklerin üzerine bir de savaş ekonomisinin getireceği yükler hesap edilince İran’a saldırmak bardağı taşıran son damla olacaktır…
Bu İran’in elinde atom bombası bulundurmaktan çok daha yüksek bir tehditdir.
Fakat “Kalpleri elinde tutan Rabbimiz” o ezilen halkları firavun idarecilerinin üzerine salması atom bombasından daha tehlikelidir..
Peki neden ısıtılıyor bu İran pilavı?
İsrail’in iç siyasetiyle alakalı tribüne oynama durumu var..
Suriye meselesindeki gibi it ürür kervan yürür…
Ya da gelir cami duvarına işer it..
Göreceğiz fakat biraz daha zaman var..
Turgut Güngör